22 Aralık 2010 Çarşamba

MUCİZEMMMMMMMMMM

Ne olduğunu nasıl olacağını dilemedim haklısın ben sadece bir mucize istedim  mutluluğu tekrar yaşayabilmek adına  ne umduğumu bilmiyordum ki bulduğumla yetinmeyi bileyim bir ışık istedim ben belki de hayatımdaki ışıkları unutup göz ardı edecek Sonra bir ışık oldun karanlıkta yada aydınlıkta da ne fark eder ki zaten aydınlıkta bile karanlık gibi değilmiydi kör olmamış mıydı gözlerim kördü Bütün aydınlığı ile bırakıp gitmişti yine o kahpe güneş bizi unutmuştu çocuklarını bu dünyanın bütün acımasızlığı içinde kalmamıştı  hiçbir ışığımız pırıltımız belki de devrimiz kapanmıştı ve yahut devrimlerimiz baltalanmış hiç edilmiş kalmamıştı böyle aşklar böyle sevgiler ben sana demiştim bizi bize bırakmazlar  ama söz vermiştin bana nerede olursam olayım elimi bırakmayacaktın beni bir koymayacaktın oysa bu kaçıncı yar'dan düştüğüm kaç ezberdir bu bozduğum kaç çilek dalına kaç dikene tutundum ama sen hiçbirinde yoktun  şimdi Leylamıyım Mecnunmu hangisi daha çok acı çekti bilmem yalnız kaldı senin bileklerin benimse prangalı hangisi daha acı kestiremem şimdi eşe dosta alay oldum niye biliyormusun inanmıyorlar seni ne kadar sevdiğime aslında bende gülüyorum bazen kendime benimki bir mucizeye inanmaktı benim hayatımda her şeye hatta  bize rağmen bile mucizeler bitmiyor oysa böyle  bir aşk olmamalı bu devirde aşk yoktur bu zamanda  aşık olunan bile buna inanmaz  öyleyse bu aşk aşktan sayılmaz ben su kısacık ömrümde bir sürü değil ama çok güzel mucizelere tanık oldum belki inanmazlar bir adam tarafından bir kadının sevilemeyeceği kadar çok sevildim her geçen gün doydum aşka sevdaya sonra yüreğinden bir pınar olup aktı mucizem kucağımda dünyalara değer  bir can oldu doydum sevmeye sevmelere  bir gün bir ince hastalığa yakalandı aşkımız ve ben bir mucizenin yok oluşuna tanık oldum  bir aşkın dirhem dirhem bitişine gözlerindeki ışığın yavaş yavaş kayboluşuna ve ne çok sevgisizlik ne çok acı birikti bir anda ben ne çok aşksız sevgisiz şefkatsiz bir başına yolumu kaybettim her bir yolcudan  selam gönderdim her bir gemi her bir tren her bir uçak ve her bir kuşun kanadında ama olmadı dönmedi sevdiğim gelmedi göremedik dünya gözü ile son bir kez birbirimizi şimdilerde bunca sevgisiz bunca ışıksız bunca karanlığa rağmen yine içimde bir mucize büyütüyorum her şeye herkese en çokta sana inat nasıl geldiğini anlamadığım nasıl yerleştiğine akıl sır erdiremediğim ama bir dileğime karşılık gönderilen bir mucize olduğunu bildiğim bir daha hiç yaşayamayacağımı sandığım ne olduğunu bilmeden umut ettiğim sana tekrar kokumu sana tekrar soluğumu hatırlatacağını sandığım bir mucize olmuştu bu lakin buca zaman oldu mucizem beni bulacak bana sarılacak senden haber selam yok bir ses soluk yok benden ayakta dimdik beden  ama hasretinden öldü gönlüm öldü GÖNLÜM...........

28 Kasım 2010 Pazar

BEKLE

Bekle dönüşü vardır zor sürgünlerinde
Bekle hatırla bizi dar günlerinde

 Bekle biz seni çok özlesek te bekle seni göremesek te ve vuslata eremesek te yine de bekle her gecen gün seni bizden uzaklaştırdıkça biz sana biraz daha bağlandığımız için bekle bir gün bir gün her hasretin miadı biter İşte o zaman bekle sana öylesine hasret kalalım ki öyle dolduralım ki ciğerlerimizi bu gri soğuk şehrin havasıyla sana nefes almak için geleceğimiz günün hatırına bekle bizim beklediğimiz gibi bekle biz gibi pes etmeden ses etmeden bekle suskunluğun tarif olsun yollarına çığlığın derman yaralarımıza biz yapayalnız gelecekken çoğalmayı beklediğimiz gibi sende çoğalarak bizi bekle bekle bütün yeşilinle, mavinle,ne çok gizli kalmışlığınla en çokta neşenle gündüz sıcağın gece mehtabınla sen yıllarca bir dolu aşka tanık ol ama yine de bizi bekle bekle bir anne gibi, bir baba gibi kocaman bir aile gibi bekle bekle en büyük aşka tutulmuş aşık gibi bekle ben sana gelmeyi nasıl yıllardır bekliyorsam sende beni bekle en çokta gülen gözümün yaşını artık silmek için bekle bekle bir sabah senin sıcağında uyanmamı bekle ama yalnızca bekle..........

6 Kasım 2010 Cumartesi

HOŞÇAKAL ( yok kimsesi kimsenin hiç kimsenin)

Biraz değiştim, her şey kadar, sen kadar...Değiştim...Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,bir yanım kendini kolluyor bir yanım seni...Ben benimle savaşıyorum,seninle değil...Çok çalıştım...Gitmeye de  kalmaya da... İkisi de  aynı acı, ikisi de rezil... Daha öncede gitmiştim... Ama böyle kalarak değil..!!




Kalmış mı oluyorum gitmiş mi bu yaşadığımla bende bilmiyorum ama seviyorum ben şu  sözü (daha öncede gitmiştim ama böyle kalarak değil...) Arafta kalmak gibi bişi bu  ne cennete gitmişim ne cehenneme ne melek olmuşum ne şeytan araftayım işte kısacası ne sevmeyi becerebilmişim ne sevilmeyi ne terk etmişim ne terk edilmişim değiştim mi bilmiyorum birazda olsa yada değişebilir miyim bilmiyorum ama gerçekten savaşım bitmedi hala kendimle bitecek gibi de görünmüyor ne yapsam da önce büyüdüm duvarlara vura vura kanaya kanaya acıya acıya  önce genç sonra kocaman oldum bir kadın oldum sonra bir çocuk bir anne oldum  ki görülmeye değer ama ben hala bir savaş ortasında kirpik dibinde bir damla burnunu çekerek ağlayan bir çocuk yüzü bir yürek avucunda sol elinin acemiliğinde ama sımsıkı ama tertemiz hala çok seviyorum ve hala çok özlüyorum seni ben seni bugünde bekliyorum sen gelmesen de sen yanımda nefes almasan da  gelmeyecek olsam da ve gelmeyecek olsan da ben gidiyorum bu gece yine kalarak bu evde..

12 Ekim 2010 Salı

sevgiliye

canım sevgilim ,dostum, yarenim nasılsın iyimisin iyi olmanı umut ederek yasıyorsam da iyi olduğunu görmek yüreğimi elbette tarifsiz rahatlatacak olsa da satırlarını okumak bile yetiyor artık ben iyi değilim sen bizi bıraktığın günden beri soranlara iyiyim desemde hep yüzümde bir gülümseme ile en buyuk oyunumu oynuyorum aslında herkese iyi değilim sen gittiğinden beri içine kurt düşmüş mükemmel bir kırmızı elma misali içten içe çürüyorum ben kimse farkında değil kimsenin de farkında olmasından yanada değilim... Özlüyorum seni ama galiba en çok gülen gözlerimizi özlüyorum bizi özlüyorum hani o herseye rağmen banane biz mutlu olalım diyen asi ruhlarımızı özlüyorum özlüyorum elimde değil heran bana hadi gidelim diyecek olmanı özlüyorum ve sorgusuz sualsiz senin peşine düşebilecek cesaretimi özlüyorum... şimdilerde ne mi yapıyorum nefes alabiliyorum mesela yemekte yiyorum su içiyorum bazen dışarı çıkıyorum ama hep gittiğimiz yerlere uğramayalı çok uzun zaman oldu sonra çalışıyorum ama inan sevmiyorum işimi sadece yaşamak için bu hayatta kalabilmek için çalışıyorum...










 Bazen eski dostlarla çekiştiriyorum seni çok özlediğimi mesela nerede olduğunu merak ettiğimi ama ne olursa olsun sana dön demeyeceğimi sen istemedikçe sen sevmedikçe gel demeyeceğimi söylüyorum onlara onlarda özlemekte seni ama nafile... oğlum çok büyüdü inan görsen tanıyamazsın inanmazsın her gününü onunla geçirsen ne kadar sana benzediğini ve ne kadar bana benzediğini bir çocuk bu kadarmı hem annesine hemde babasına benzer sana kızıyordum ya orası sana benziyor burası sana benziyor diye iyiki sana benzemiş iyiki ikimizden de bu kadar çok şey almış ben birtek onunla yaşarken birtek onunla vakit geçirirken seni ve beni yani bizi yasıyorum... sadece onunla yaşıyorum... nefes aldığımı hissediyorum... mutlu oluyorum... onun dışında bir evim var çok güzel kocaman seninle hayal kurduğumuz gibi değil sonra çok güzel elbiselerim ve yediklerim içtiklerim var ama ben hiç bir akşam bir demlik çay demleyemiyorum birlikte içebileceğimiz ne yaz akşamları nede soğuk kış akşamları üşümüş ellerimi sarmalayan kimse yok parmak uçlarıma üfleyen sıcak bir nefes yok belki en ucuz sigara kokan ve o koku ki günlerce hasret kaldığım şimdilerde çok uzun zamandır yani sen bizi bırakıp gittiğinden sen beni sevmekten vazgeçtiğinden bu yana bir adam var benim sol yanımda uzanan uzun boylu güzel bir adam ama bomboş içi bomboş gözleri bomboş kalbi bomboş sevgi aşk değil  şefkat dahi taşıyamayan yalnızca onunla yasayabilmek için ben ben olmaktan cıkıyorum bazen ama değişmek zor çok zor başkası gibi görünmek kolay da başkası olmaya çalışmak çok zormuş ne o adam mutlu nede ben ama ikimizde o istediğimiz başkaları olmaya çalışırken sınıfta kalıyoruz...başaramıyoruz... sonunda da birbirimize dahada uzak bir yabancı oluyoruz onun içinde bir yerlerinde hep seni arıyorum aslında onun gözlerinin bir yerlerinde beni arıyorum ama bulamıyorum ve bulamayacağımı da biliyorum... ama neyin peşine bu kadar düşüyorum bilmiyorum... bildiğim tek şey senin bu kadar uzagımda olmana tahammül edemiyorum senin bensiz bir yerlerde birilerine gülümsemene dayanamıyorum çünkü ben seni hala çok ama çok seviyorum.... ama sonra bir sabaha uyanıyorum yanıldığımı anlıyorum bana bu kadar sevgisiz kalbinde bu kadar sevgisiz yaşamasına tahammül edemiyorum en cokta bensiz yaşamasına.. sonra anlıyorum o sabah yanlışta olduğumu artık sevilende sevende be değilim o küçücük kıs seviyor hala seni ve o küçük kızı kaybedende içinde öldürende kimse değilmiş benim yanımda boylu boyunca uzanan bu adam yada baskaları değilmiş yalnızca ben yok edebilirmişim beni...yalnızca ben öldürebilirmişim içimdeki o güzelliği şimdi bunları bile sana yazarken seni ne kadar sevdiğimi söylerken ne kadar özlediğimi anlatırken hiç utanmıyor bu kız ama buradan cıkana kadar burdan çıktığımda eğer bu kızı yanımda götürürsem yeniden yineden paramparça olucam ben biliyorum o yüzden onu getiremem yanımda o yüzden seni geri getiremem bu sartlar altında.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

HERŞEY DEĞİŞİR... hiçbirşey değişmez...

Her şey değişir hiçbir şey değişmez naslı yani?
her şey değişirken hiçbir şey değişmezde ne demek her şey değişir çünkü her şeyin bir anda nasıl değişebileceğine şahit oldum defalarca  canım yandı severken sevilirken en umutsuz olduğumu düşündüğüm bir anda bir güneş doğdu ki üstüme her gecenin bir sabaha kavuşacağına inandım sonunda yada öylesi kahkahalara boğulduğum zamanlar vardı ki  tamda ortasına yanaklarımın binlerce yağmur  döküldü şaştım kaldım... günlerce yataktan çıkmadım kimi baş kimi diş ağrım bahanem oldu anneme ama bir babamı kandıramadığımı anladım yıllar sonra bir tek o inanmamıştı bahanelerime ama hiç konuşmadık biz hep anladık birbirimizi merhem olduk yalnız yaralarımıza... sonra büyüdüm ben bedenen en çok  bakınca dışarıdan öyle büyümüştüm ki ben bile inanamadım geçmiş zamana içimdeki çocukla karşılaşınca anladım ki dışımda her şey değişirken içimde her şey yerli yerinde kaldı...




bir düş gördüm sonra hiç bitmez bitmeyecek sandığım bir sabaha uyandım ben düşümden... bir çiçek büyüttüm yüreğimin içinde sonra onu  hiç bir şeyi önemsemediğim kadar önemsedim bazen rengi kaçtı göz ardı ettim bazen solmak istedi izin vermedim o hep canlı kalacaktı o benim bu dünyadaki tek gerçeğim oldu... çok sevdim ve seviyorum bana rağmen hayatta her şeyin değiştiğine her gün şahitlik ediyorum... ama içimdeki denizde ve o denizin vurduğu sahillerde her şey ilk olduğu günde her şey yerli yerinde... kendi çemberinde çizginde kuruyorsun planlarını programlarını sonra bir ayrılık, bir kavuşma, bir ölüm yada bir hayat  her şeyi değiştiriyor içinde değişmezlerine ve sana rağmen...

15 Ağustos 2010 Pazar

cesaret dediğin nedir ki 2

cesaret dediğin nedir ki nedir cesaret yılanlarla çıyanlarla uyuyabilmek mi yüksek bir yerden atlayabilmek mi
nedir cesaret dediğin şey sence yada ne olmalı nefes almak kadar kolay mı dersin yoksa nefes almak kadar zormu nedir cesaret savaşmak mı günlerce hiç uyumadan gece gündüz ac yada susuz kalabilmek mi günlerce ölebilmek mi cesaret yoksa  nedir cesaret dediğin kendine rağmen hayatı yaşayabilmek mi cesaret nedir bir dolu anlamı olabilir bir çoğumuza göre cesaretin şimdi her bir yüreğin içinden seslendiğini duyar gibiyim biriniz diyor ki cesaret güç demektir,bir diğeri aşk diyordur kim bilir ... cesaretin bir dolu sözlük anlamı da var  ("Cüret, fedailik, kahramanlık, korkusuzluk,efelik,
mertlik, maneviyat, yılmazlık, yiğitlik,  yüreklilik
) vs. benim içinde düne kadar bunlardan biriydi cesaretin anlamı ama şimdi tamda şu andan itibaren cesaretin manası değişti büsbütün bende evet hala hayatta elif gibi dimdik durmak cesaret lakin bir karar verici olmak bir cellat yada bir melek olabilmek arasında gidip gelmeden karar verebilmek cesaret hiç ummadığın anda sana nefes alması yalnızca senin yüreğine diline insanlığına bağlı bir nefese gel diyebilmek onu kucaklayabilmekmiş cesaret ve bu denli güçsüzken ve bu denli acizken bir dağ gibi hissetmek zorunda olmakmış cesaret allahım sen bana beni yaradan bana bu nefesi soluğu bağışlayan ya rabbim bu soluğu avucumda tutabilmek cesareti gücünü ver.... cesaret bir yaşamı avucunun içine bıraktıkları an ona sahip çıkabilmekmiş....

4 Ağustos 2010 Çarşamba

cesaret dediğin nedir ki

cesaret dediğin nedir ki gitmen gerektiğinde gidebilmek mi  cesaret terki diyar şiirler besteler yapmak mı sevmek mi herseye inat gülümsemeyi severken özlerken hasret kalmaya katlanmakmı yoksa kosup boynuna sarılmakmı cesaret dediğin nedir ki sözlük anlamı bir dolu ("Cüret, fedailik, kahramanlık, korkusuzluk,efelik,
mertlik, maneviyat, yılmazlık, yiğitlik,  yüreklilik vs.."
)
cesaret dediğin nedir ki cesaret ilk adımı için ayağa kalmasımı bir yavrunun cesaret dediğin bir dolu itin sana doğru koştuğunu görürken gardını alabilmek mi sinip bir köşede beklemek mi cesaret dediğin nedirki düştükçe yerden kalkabilmek mi her defasında cesaret dediğin her bir kursunu sinende misafir edip yinede dimdik olabilmektir elif 






gibi cesaret dediğin yapamazsın dediklerini yapabilmek değil cesaret  yapamazsın derken sabır edip ardına bakmadan nefsine esir olmadan yaşayabilmektir.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

zeynebimm

Zeynep bu güzellik var mı soyunda
Elvan elvan güller biter bağında
Arife gününde bayram ayında
Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

Zeynebe yaptırdım altından tarak
Tara zülüflerin bir yana bırak
Zeynebe gidemem yollar pek ırak
Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

Söğüdün yaprağı nârindir nârin
İçerim yanıyor dışarım serin
Zeynebi bu hafta ettiler gelin
Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
Beş köyün içinde şanlı Zeynebim


Kangaldan aşağı Mamaşın köyü
Derindir kuyusu serindir suyu
Güzeller içinde Zeynebin huyu
Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
Beş köyün içinde şanlı Zeynebim
 
herkesde bir şarkının anısı vardırya 
bu türkününde bendeki yeri başkadır adım 
zeynep değil zeynep adında bir kızımda 
henuz yok ama oldum olası cok severim 
zeynep adını hep bir kız cocugu hayal 
kurarken tosunpaşama kavustuğumdan askıdadır 
zeynep ama dayanamamış canım kızım 
yegenimin ismini vermişim.. 
çirkin zeynep varmı
yok ben görmedim görürsem birdaha yanıldım 
diye yazarım ama görmedim cırkınıni 
herbirinin güzelliği dillere destan 
orası kesin ama türkü cok eskilerde 
yer ettiğinden bende hatta bu turkunun 
o nakaratını ezberlediğimde zeynep turkusu bile 
oldugunu bilmiyordum Türkan soray ve kadir 
inanırın  deprem adlı filminde yalnızca 
bu sozleri duymus ve anındada ezberlemiştim..  
Söğüdün yaprağı nârindir nârin
İçerim yanıyor dışarım serin

sanki kazılmıştı içime bu iki satır sonra 
zeynep türküsü elbette zeynepmi evet 
zeynep kocaman ela gözleri saçlari ve 
aklı ile gercekten cok güzel bir cocuk 
ve cok güzelde bir genç 
kız olmaya aday her zeynep gibi zeynep 
kızım canım benim 
Allah bahtınıda adın kadar güzel eylesin 
hep o kocaman gozlerin gülümsesin...
seni çok seviyorum teyzecim 

22 Haziran 2010 Salı

oyle mutlu oyle hasret oyle asık olsam ve ölsem

genc bir cocuk vardı çalıştığım ofisin karsısında her sabah bu sarkıyı acardı son ses o zaman çok modaydıya bu sarkıları dinlemek insanlara ama ben hep ağlıyordum bu şarkıda sen hep ağlıyordun bu sarkıda herkes gercekten kendi keyfindeydi biz ayrılmak zorundaydık yani sana göre oyle yanyana olabilmek için yan yana nefes alabilmek için hiç durmuyordu gözyaşımız lakin yinede hiç bitmedi terkedişlerin
 o günleri hiç unutmadım ben hiç unutturmadın sen
 
 ben bu sarkıyı dinliyorumya zaman zaman hep o günler düşüyor yüreğime ve ben ne yaptımsa o günlerden cıkmadım cıkamadım cıkamıyorum
 ben bağıra bağıra her sabah dinledim bu şarkıyı ve sen yine de gittin
 hiç unutmadım ben hani bazen işimiz düşüyoya senle yada sensiz o (p.t.) merkezine nefes alamıyorum onun bahcesinde
 beni nasıl bıraktığın düşüyor aklıma elimde değil
 sana nasıl yalvardığım düşüyor aklıma sanki sensiz hayat yokmuş gibi
 ama bak oluyormuş yanındayken bile oluyormuş
 ben bu şarkıyı her dinlediğimde antalyaya gelmek için gittiğin yerlere sürüyüpte götürmen için nasılda peşinde dolandığım düşüyor aklıma gecelerce yanyana olduğumuz halde nasıl özlediğimi nasıl sensiz kalırsamın hayalınde bile olduğumu hatırlıyorum şimdi
 biliyorum hiç umut yok hiç bir zaman olmayacak ama şimdi neyim varsa  herseyimi alsalar canım dahil ve bir kez sadece bir defa bir yıl değil bir ay değil sadece 1 gün senin bile bundan haberin olmasa hatta ben yasasam o günü bir defa yalnızca bir gün sonra herseyimi alsa Allah benden ben bir gün daha ole mutlu oyle hasret oyle asık olsam ve ölsem.

sessiz bir köşede
yine tek basına
uykusuz sabahım
güneşsiz yarınım
ağlıyorum yanıyorum
herkes kendi keyfinde
soldum artık belalım
bir umut ver dön bana
kime gitsem ah ne etsem
senin yerini alırmı sence
vurdumduymazlık etme
bir dön bak ardınsıra
kıyamet günü
senin gidişin
hiç birşey umrumda değil
yine yandı yine ağladı
çaresiz kaldı gönlüm

git git gitme.........

bir kere daha kulağını asarmısın ki bana

Bilemezsin ki sen yılların içimde biriktirdiği ızdırabı, bilemezsin ki ne büyük yarıklar var karanlıklarda.. Benim seni nice yalnızlıkların ardında sevdiğimi düşünemezsinki. Kılpayı kurtulmuşluğumun ruhunu senden sonraki kimsesiz saatlerimin yolsuzluğunu. Kıpraşan tenimin kırbaç yarasını, kabuslarla uyanıp,seni bir hamlede papatyalarda ki o sarı ve beyazlarda bırakışımı..


Sana seslensem bir kere daha kulağını asarmısın ki bana, gece benim için uyanmalarının kötümserliğini kaldırabilirmiyiz yine, ne mutluki bana: daha yazamadığım bir sürü şeyin arasında seni deliler gibi seviyorum.
ve; inan biliyorum....

15 Haziran 2010 Salı

AŞK

İkinci kural: Hak yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Klavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

8 Haziran 2010 Salı

AŞK

"Birinci kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi önce korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demekki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şevkat anlıyorsan, sende bu vasıflardan bolca mevcut demektir."

(alıntıdır: Elif şafak Aşk)

5 Haziran 2010 Cumartesi

BENCE ARTIK SENDE HERKES GİBİSİN....

gönlümle başbaşa düşündüm demin
artık bir sihirsiz nefes gibisin
şimdi kal içimde bomboş kalbimin
bak hisleri sönen bir ses gibisin
maziye karışır sevda yeminim
bir anda unuttum seni eminim
kalbimde kalbine yok bile kinim
bence artık sende HERKES GİBİSİN

yok yazmak güç inan bunca manidar bunca anlamlı sözün üzerine söz söylemek mumkun olmuyor kimbilir belkide doğrusu budur yada hayırlısı ama olmuyor ne dedimse hafif kalıyor ne soyledimse anlmını yitiriyor yok gercekten kalbimizden kalplerimize kinimiz bence artık bizde HERKES GİBİYİZ

3 Nisan 2010 Cumartesi

GÖZ-KULAK (gözkulak)

kimbilebilirdiki bu içinden gecenler öldürdü seni
yada kimbilebilirdiki bu içimden geçenler öldürecek beni
içindeki ile içimdeki öyle uzak duruyorki bir okadarda yakın
hadi şimdi içimden geceni bilsene hadi beni yine bir kapının önünde bekleyip
o kapıdan gireyim diye 40 defa gel desene
yok deme
40 defa beni cağırıp dileklerin gercek olması yerine senin geldiğini görmek isterim içinde saklı da olsa
kulak bu duymak ister göz bu görmek ister yürek bu sevdiğine göz-kulak olmak ister lakin sadece ister öyle tek başına sadece ister.

31 Mart 2010 Çarşamba

İNSAN BAZEN GÖRMEK İSDEDİĞİNİ GÖRÜR....

Daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına.


Kadın havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket

kurabiye alıp,buldu kendisine oturacak bir yer.

Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında

oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran

paketten birer birer kurabiye aldığını gördü. Ne kadar

görmezden gelse de.

Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini

yerken, gözü saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş

tüketirken kurabiyelerini.

Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de

engelleyemiyordu tik taklar

sinirlenmesini.

Düsünüyordu kendi kendine, "Kibar bir insan olmasaydim,

morartırdım şu adamın gözlerini!"

Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.

Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca "Bakalim şimdi

ne yapacak?" dedi kendi kendine.

Adam, yüzünde hafif asabi bir gülümsemeyle uzandi son

kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.

Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.

Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve

"Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,

Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!" Anımsamıyordu bu kadar

sinirlendiğini hayatında,

Uçağının kalkacağı anons edilince bir iç çekti

rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına,dönüp

bakmadi bile "kurabiye hırsızı" na.

Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna,sonra uzandı,

bitmek üzere olan kitabına.

Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla.

Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye!Çaresizlik

içinde inledi,

"Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;

ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini!"

Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle,

Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı" kendisiydi işte......





Bazen öylesine emin oluyoruz ki kendimizden, kendimiz bile farkına

varamıyoruz, yanlışın kendimizden geldiğine.



" Eğer bir sey anlatılırken birisi anlamıyorsa ne kadar,

anlayışsız olsa da o anlamayan, anlatanda da vardır bir kabahat!.."

demişti muhterem birisi. O zaman bende diyorum ki ayni şekilde ne kadar

problem varsa hayatımızda ve etrafımızda, ne kadar yanlış varsa( mutlaka vardir)

herbirimizin bunda kendine göre bir payı.

Ve ne zamanki birimiz en azından başaracağız yüzde yüz dogru

olmayı,o zaman süpüreceğiz hatalıların da tüm hatalarını ....

Aksi taktirde hep geriye dönüp bakacak hep pismanlik duyacagiz kurabiye

hırsızlari gibi ...

4 Mart 2010 Perşembe

sarhoşluk üzerine,



gönlünden geçen sarhoş olmak değilmi
bunun nesi zor
ben sarhoş olunca sonu eskiden olduğu gibi mutlu bitmiyor
buda sarhoşluğu cazip kılmıyor
ben içmek içmek
dilim dolanmak
elim ayağım dolanmak
istiyorum
bide böyle bir çığlık belki çok uzaklara
eeeeeeeee bunları yapmamam için çok sebep var
sonra saçmalamak hiç insanın söyleyemediklerini söylemesi
çok rahatlatırdı heralde en azından beni
böyle bir boşlukta durup aşağısı göz alabildiğine yüksek ben
korkarımya yüksekten
ama ucunda durabilmek bütün cesaretinle ve rüzgara emanet edebilmek
bütün varlığını
sorgusuz sualsiz
yüzünde kocaman bir gülümseme ile
oh beee
yapmış kadar oldum ya
sen bu şekilde
sarhoşta olursun
onuda bir dene
yok o olmuyo işte
malesef
ama yazmak insanı rahatlatırya şu an içimden
geçenleri hala az da olsa beni tanıdığını hissettiğim birine yazmak
beni rahattlattı
herkez bunu yaşayamayabilir
bide bana yüz olmasın yani yüz bulmayayım diyemi böyle özlü sözlerle
kısa tutuyon yazdıklarını yoksa yine birimi var yanında
yok şu an kimse yanımda
inler
cinler
bence birde
melekler
ben
büyüyorum galiba
her geçen gün
her yaşadığım deneyimin ardından biraz daha biraz daha
ve biraz daha
ve bu deneyimlerki biraz daha biraz daha
seni benden uzaklaştırıyor
susmasınıda öğreniyorum
susup dinlemesinide
biraz daha biraz daha bizi bizden koparıyor
değilmi
artık seni dinlemek daha güzel olsa gerekti
bu manada lakin
sen bazen konuşmanın ötesine geçiyorsun
ve bilmiyorsun ayarını
işte bende az önce tamda bunu söylemiştim
her fırsat bulduğunda
söylemek istediğin
batırmak için savaştığın
bir iğne var elinde
kime neden
sorsam anlatamadığın
ama hep aklında
bir fırsatım olsaydının
fotoğrafı var
günde belki kaç kez çekebilirsin
bu resmi
ama sen orada değilsin
yani düşüncende
o kadar bilenmişsin ki
bazı olmazlara
ne çıkabiliyorsun içinden
nede çıkman için bir el görsen
dost sanmaktan daha korktuğun
bir an
bir anın yok gibi
kızıyorsun belki
belki içerliyorsun
ama dost dinle
illa eş
illada sevgili değil
ben senin düşmanın hiç olmadım
olabilirsem
en fazla
dünya ya getirdiğin en güzel
insanlardan
birinin babası olmaya
çalışırım en fazla
ama sen tam tersine
bunu bile
elinden kayıp gidecekmiş
gözlükleriyle
bakmaktan da
bıkmadın
usanmayacaksın
bu başladımı susmayacak
sende biliyorsun
ve farkındayım ki
sürekli cevap vermeye çalışıyorsun
en iyisi
dinlemek
kimbilir belki bende öğrenirim kimbilir belki bende büyürüm böyle acıya acıya
olmazmı
kimbilir
öyle derya buyukler senden adaam olur ama biz göremeyiz
benimkide o usul işte
dost söyleyincemi acı gelmez gerçek yoksa yaren oluncamı diken olur insanın dilinde
dost işte gerçek olunca yerden yerede vursa ölmüyo acımıyo insan
ama insanın yarenliğinin bir bakışı yetiyor nedense dağları yıkmayı
ne dostun söylediği acı
tutar gönlü ayakta
nede yarin batırdığı diken yeter
yıkılması imkansız mutluluk izlerine
gönül ne isterse onu anlar
onu yaşar
bir an gelir
bir söze can verilir
gün gelir dünyaların yıkılması
gözüne gelmez
doğru sözün üstüne laf edilmez dimi
yalnız söylediğin en doğru şeylerden biride şu çıkmaz
ben oğlumun ismini yusuf koydum
çünkü hayatımda bir yusuf öğrendim
sonra bir yusuf yaşadım
sonra Allah beni taçlandırdı ben kıymetini bilemedim
ve nihai son ben kuyuda yusuf oldum
çıkmak istedim çıkamadım
kalmak istedim kalamadım
öyle küflendim öyle kaybettimki
bir yudum su içecek insanın bile eline vurup korkuttum
sonunda bir mubarek kenan ilinde uçsuz bucaksız bir kuyuda
yusuf oldum yusuf kaldım
bir yusuf değil iki yusufum vardı elini tuttuğum ikisinide
ben bıraktım
belki birgün biri gerçekten yürekten
hem varolma hemde yok olma sebebim olan biri yine uzatır elini
diye bekler dururum
kimbilir ya yusuf olup çıkacağım
parlayacağım  gökyüzünde şimal yıldızı gibi
yada hep yusuf olmaya özenip kalacağım o kuyuda
yusuf vurulur da
kenan bulunmaz
kenanıda bulsalar yusufuda vursalar
insan işte hep bir çıkmazda sevgisizlikten belkide
ozaman bir yusuf olursun birde suyuyla sereflendiğin kenan ilinde bir kuyu

14 haziran 09

KEŞKE O YOLDAN HİÇ YÜRÜMESEYDİK

Keşke o yoldan hiç yürümeseydik sevgilim düşeceğimizi bile bile yada düşünce kaldıracak kadar güçlü kalabilseydik ne yazık ne acı şimdi elimizi uzatacak kadar bile güvenmiyoruz kendimize uccuz bir romanın içinde sıkışıp kalmış kahraman olmaya çalışmaktan öte gidmedi çabamız şimdi bak başı belli sonu belli diye rafa kaldırıldık işte şimdi sana söylüyorum keşke o yoldan hiç yürümeseydik sevgilim...
4 haziran 2009

yıllar sonra( alıntı)

Yıllar sonra salondaki kanepenin üzerinde oturuyorlardı aralarındaki mesafe her kelimede daha da büyüyordu kısa bir suskunluğun ardından baba pencerenin pervazına konan kargaya bakar ve oğluna sorar oğlum bu ne? Adam şaşkınlıkla babasına döner ve aniden gelen bu soruya kısaca cevap verir o bir karga baba der birazdan yaşlı adam sorusunu yineler oğlum bu ne? Genç adam yeniden cevap verir karga dedim ya baba ve yaşlı adam 3.kez aynı soruyu sorar oğlum bu ne? Genç adam sesindeki öfkeyi gizleme gereği duymadan karga dedim ya baba der. Baba 4.kez sorar oğlum bu ne? Genç adam öfkesine engel olamaz ve bağırmaya başlar sabrımı mı sınıyorsun baba kaç defa aynı soruyu soracaksın artık buna dayanamıyorum der ve bu öfke dolu serzenişin ardından yaşlı adam oturduğu kanepeden kalkar yan odadan elinde eski bir defterle geri döner ve güçbela bulduğu sayfayı oğluna okur. Bugün salondaki kanepede oğlumla otururken pencerenin pervazına bir karga kondu ve 3yaşındaki oğlum tam 25 kez bana bu ne? baba diye sordu ve ben 25 kez bu bir karga oğlum dedim kızmak mı hayır bilhassa onun bu soruyu öylesi masum soruşuna cevap vermekten büyük keyif aldım.

2 Mart 2010 Salı

BEN KİMMİYİM?

evet sana kızmadım aslında öyle sesim düşer gibi cümlelerimin rengi gidiyor ve sen bunu farkediyorsunya ozamanlarda bilki ben sana değil kendime kızıyorum sen en doğrusunu soledin belkide ben en doğrusunu senden once nasıl düşünemedim diye kızıyorum kendime kızdığım sen değilsin arladasım kendime kızıyorum ben boleyim işte ben dışımdaki ile içimdekini farklı tutamam beceremem  sonrasında üzülsemde yapamam ama öyle yapmak gerektiriyor hayat değilmi artık olsun napalım bende üzülsemde buzulsemde kızsam darılsamda böylle yasıyorum. en güzeli bu diyede ekliyorum.


HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR! HAYATTA YA TOZU DUMANA KATARSIN, YADA TOZU DUMANI YUTARSIN. SEÇİM SENİN! (Mümin sekman)



evet sana kızmıyorum.
benim sevdiğim seyleri sormuştun nacizane biraz yazmayı seviyorum ama ne diye sorma ben bile adlandırmış değilim öyle noktasız virgülsüz yazıyorum işittiğim tattığım gördüğüm gibi hissettiğim gibi sanırım olmazsa olmazım yazmak okurum çok sık olmasada ama okumayı arastırmayı gezmeyi yani merak ederim hala bu dünyayı vazgecmem cocuk olmaktan koca bir anne olsamda yüzmek için fırsatım olursa ne ala bir su burcuyum en nihayetinde normaldir suyu bu denli sevmem görmem gerek arada da olsa deniz gol dere nebilim kendimi çok severim mesela kendim için bişeyler yapmayı severim ama hep sevdiklerim için biter sonunda

96 dan beri karadenize gidemiyorum hasretim kokusuna karadenizi cok severim insanını cok severim ama nerede yasamak isterdin ölene kadar diye sorsan Antalya biliyorsun ama ille de kale içi ne bilim uzun zaman oldu belkide gidince vazgecerim yasamaktan hep özlemli hasretli ve kavusamadığın iyidir güzeldirya o misal  bu ara fotoğraf cekiyorum bolbol yıllar önce babam cok severdi (canım babam fırsatmı kaldı adama 3 çocuğu adam edeyim derken birde annem 4 eder) sanırım ondan gecen alışkanlıklardan biride bu oda güzel yazar güzel çizer bide cok iyi fotoğraf ceker en cok eski gülhane parkında ve tavuzkuşlarıyla siyah beyaz fotoğrafımız vardır bizim ama hiçbir çocuğun bu kadar fotoğrafı olmadığına emininim bende sardım bu ara inşallah bide profesyonel olarak yapabilirsem süper olacak işte kısaca ben daha cok sey var elbette nerdeydin nerden geldin diye ben sana gideceklerimi ve henüz gitmekte olduklarımı anlattım. bir arada yitip gidenleri anlatırım.
Ha bide hayatımın en güzel rengi ömrümün tek nesesi oğlum yusufefem var benim olan ve dünyada şu ana kadar yaptığım en iyi şey gerisi  boş zaten

Not: bu yazıyı yazarken buldum bu kısa manidar cümleleride ekleyeyim dedim sona cuk oturdu ama kimindir bilmem bir gün rastlarsam sahibini eklerim altına (bana ait değil )

Ben kimmiyim? Duymasını bilene ses...çekmesini bilene nefes... gitmesini bilene hedefim...değerimi bilene sedef...yaşamasını bilene hayat...sevmesini bilene yürek...yüreğini sunmasını bilene kıymet...savaşmasını bilene zaferim...ben yürekliyim yüreğimin karşılığında yürek isterim.....


harika bununla bitmesi çok iii oldu işte ben buyum

28 Şubat 2010 Pazar

BUGÜN BENİM DOĞUMGÜNÜM

Bügün benim doğum günüm bugün benim ölümden sonra baki kalacak yaşımın ilk, ömrümün ise geriye sayımının başladığı ilk günüm.

Bugünden itibaren bana iyi bak sevgilim yüzümün bedenimin tüm çizgilerini ezberle çünkü beni bu fani dünyada hiç bu kadar yada bundan daha güzel bulamayacaksın ta ki dünyanın o son gününe dek İlk ozaman geleceğiz karşı karşıya beni yine bugün işte tamda bugün başlayıp 365 gün sürecek bugün gibi hatırlayacaksın yani 33 yaşım gibi  lakin fani olmayan yüreğimin ilk kanat çırpışını avuçlarının arasında o ilk gün gibi hatırla  bana ilk kanat çırptığın o gün olsun bugün sevgilim
Bugün bu fani bedenin ise yeni yaşı yeni yaşlanmışlığı kutlu olsun.

23 Şubat 2010 Salı

KAÇ (GERÇEK)DOSTUN VAR

iyi bir dostun olsun hayatta oğlum dedi babası,sır verdinmi koruyacak,zor zamanında sana sahip çıkacak.oğlu güldü ,olmazmı ? ben çok şanslıyım bir sürü dostum var.öyle değil dedi babası ,aranız bozulsa ,düşman bile olsanız seni satmayacak. Dostlarına sonsuz güveni olan oğluna babası arkadaşlarını bir sınavdan geçirmesini söylemiş. Ertesi gün oğul arkadaşlarına aslı olmayan çeşit çeşit sırlar vermiş daha sonraki günde hepsiyle sudan sebeplerle tartışmış kavga etmiş,yalancıktan aralarını bozup hakaretler etmiş günler içinde aslı olmayan sırlarını ordan burdan duymaya başlamış yüreğinde herkes elenmiş bir arkadaşı hariç herkes ihanet etmiş. Ona gitmiş sana bunca hakaretime, seni aşağılamama rağmen neden benim sırrımı korudun ? diye sormuş. Babana söyle:) biz arkadaşlığmız bozulsada sırlarını satmayız demiş adam anlamışki herkes dost olamaz ve dost senin yüreğini bilendir... 

14 Şubat 2010 Pazar

ben sana aşık oldum birtanem

http://www.youtube.com/watch?v=DCBUsN19kU4&feature=relatedŞimdi seni çok sevdiğim ogün gözlerinde boğulduğum ogündür sana şarkılar sana şiirler yazdığım gündür bu gün şimdi şu saat ezilip ezilip kalbimin yok olup sonra yine seninle hasretinle özleminle filizlendiği bir gündür bugun sıcacık mevsiminde bir şehrin sokaklarında deli divane sarmaş dolaş gezdiğim gündür bugun seni çok özlediğim sesini çok özlediğim en çokta seni sevdiğim gündür bugun.


Okyanusları akvaryuma sığdırdım

Kuzey rüzgarlarını gönlüme
Sen beni böyle bırakıp gitsen bile nafile
Bir gün sende döneceksin bak
Bir gün sende seveceksin
Akşamların diasını, yediğim ekmeği
İçtiğim sigarayı
Bir yudum şarabı anarken
Seni hayasız diyarlarda öyle beklerken
Boşa geçip giden günlerin
Akşamların kavgasında ararken
Umudumda umutsuzluğumda
Boş diyarlarda beklerken
Sen hayasız akşamlarda ararken
Ve . ben sana diyorum ki
Ben sana aşık oldum birtanem
Ben seni öyle sevdim gültanem
Hadi dön tut ellerimi bırakma beni böyle
Sen, bir ömür boyunca

6 Ocak 2010 Çarşamba

ACI AŞK

Aşk acı hasret güç yalnızlık ise en ağırı ben hep koşuyorum yeni kabuslarımda sen orada duruyorsun ama ben hep sana koşuyorum lakin o yol hiç ama hiç tükenmiyor. Bitmek bilmiyor tıpkı bu bilinmez yaşantımız gibi oda ne mutlu ne mutsuz ne tatlı ne acı insan napmalı böyle bir aşka gerçek bir tane ama hangi yanı secmeli nefretmi etmeli ölesiye yoksa sevmelimi seçmeli lakin birini seçmeli yürekmi akılmı acımı tatlımı herikiside yaşamak istiyor gibi bende nefes alamıyor dirhem dirhem yok oluyorum yalnızlığım değil beniş korkutan yalnızlığüım değil beni acıtan beni öldüren bu belirsizlik bu sevgisizlik hemde bile bile sevgisizlik.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...