31 Mart 2010 Çarşamba

İNSAN BAZEN GÖRMEK İSDEDİĞİNİ GÖRÜR....

Daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına.


Kadın havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket

kurabiye alıp,buldu kendisine oturacak bir yer.

Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında

oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran

paketten birer birer kurabiye aldığını gördü. Ne kadar

görmezden gelse de.

Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini

yerken, gözü saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş

tüketirken kurabiyelerini.

Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de

engelleyemiyordu tik taklar

sinirlenmesini.

Düsünüyordu kendi kendine, "Kibar bir insan olmasaydim,

morartırdım şu adamın gözlerini!"

Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.

Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca "Bakalim şimdi

ne yapacak?" dedi kendi kendine.

Adam, yüzünde hafif asabi bir gülümsemeyle uzandi son

kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.

Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.

Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve

"Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,

Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!" Anımsamıyordu bu kadar

sinirlendiğini hayatında,

Uçağının kalkacağı anons edilince bir iç çekti

rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına,dönüp

bakmadi bile "kurabiye hırsızı" na.

Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna,sonra uzandı,

bitmek üzere olan kitabına.

Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla.

Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye!Çaresizlik

içinde inledi,

"Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;

ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini!"

Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle,

Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı" kendisiydi işte......





Bazen öylesine emin oluyoruz ki kendimizden, kendimiz bile farkına

varamıyoruz, yanlışın kendimizden geldiğine.



" Eğer bir sey anlatılırken birisi anlamıyorsa ne kadar,

anlayışsız olsa da o anlamayan, anlatanda da vardır bir kabahat!.."

demişti muhterem birisi. O zaman bende diyorum ki ayni şekilde ne kadar

problem varsa hayatımızda ve etrafımızda, ne kadar yanlış varsa( mutlaka vardir)

herbirimizin bunda kendine göre bir payı.

Ve ne zamanki birimiz en azından başaracağız yüzde yüz dogru

olmayı,o zaman süpüreceğiz hatalıların da tüm hatalarını ....

Aksi taktirde hep geriye dönüp bakacak hep pismanlik duyacagiz kurabiye

hırsızlari gibi ...

4 Mart 2010 Perşembe

sarhoşluk üzerine,



gönlünden geçen sarhoş olmak değilmi
bunun nesi zor
ben sarhoş olunca sonu eskiden olduğu gibi mutlu bitmiyor
buda sarhoşluğu cazip kılmıyor
ben içmek içmek
dilim dolanmak
elim ayağım dolanmak
istiyorum
bide böyle bir çığlık belki çok uzaklara
eeeeeeeee bunları yapmamam için çok sebep var
sonra saçmalamak hiç insanın söyleyemediklerini söylemesi
çok rahatlatırdı heralde en azından beni
böyle bir boşlukta durup aşağısı göz alabildiğine yüksek ben
korkarımya yüksekten
ama ucunda durabilmek bütün cesaretinle ve rüzgara emanet edebilmek
bütün varlığını
sorgusuz sualsiz
yüzünde kocaman bir gülümseme ile
oh beee
yapmış kadar oldum ya
sen bu şekilde
sarhoşta olursun
onuda bir dene
yok o olmuyo işte
malesef
ama yazmak insanı rahatlatırya şu an içimden
geçenleri hala az da olsa beni tanıdığını hissettiğim birine yazmak
beni rahattlattı
herkez bunu yaşayamayabilir
bide bana yüz olmasın yani yüz bulmayayım diyemi böyle özlü sözlerle
kısa tutuyon yazdıklarını yoksa yine birimi var yanında
yok şu an kimse yanımda
inler
cinler
bence birde
melekler
ben
büyüyorum galiba
her geçen gün
her yaşadığım deneyimin ardından biraz daha biraz daha
ve biraz daha
ve bu deneyimlerki biraz daha biraz daha
seni benden uzaklaştırıyor
susmasınıda öğreniyorum
susup dinlemesinide
biraz daha biraz daha bizi bizden koparıyor
değilmi
artık seni dinlemek daha güzel olsa gerekti
bu manada lakin
sen bazen konuşmanın ötesine geçiyorsun
ve bilmiyorsun ayarını
işte bende az önce tamda bunu söylemiştim
her fırsat bulduğunda
söylemek istediğin
batırmak için savaştığın
bir iğne var elinde
kime neden
sorsam anlatamadığın
ama hep aklında
bir fırsatım olsaydının
fotoğrafı var
günde belki kaç kez çekebilirsin
bu resmi
ama sen orada değilsin
yani düşüncende
o kadar bilenmişsin ki
bazı olmazlara
ne çıkabiliyorsun içinden
nede çıkman için bir el görsen
dost sanmaktan daha korktuğun
bir an
bir anın yok gibi
kızıyorsun belki
belki içerliyorsun
ama dost dinle
illa eş
illada sevgili değil
ben senin düşmanın hiç olmadım
olabilirsem
en fazla
dünya ya getirdiğin en güzel
insanlardan
birinin babası olmaya
çalışırım en fazla
ama sen tam tersine
bunu bile
elinden kayıp gidecekmiş
gözlükleriyle
bakmaktan da
bıkmadın
usanmayacaksın
bu başladımı susmayacak
sende biliyorsun
ve farkındayım ki
sürekli cevap vermeye çalışıyorsun
en iyisi
dinlemek
kimbilir belki bende öğrenirim kimbilir belki bende büyürüm böyle acıya acıya
olmazmı
kimbilir
öyle derya buyukler senden adaam olur ama biz göremeyiz
benimkide o usul işte
dost söyleyincemi acı gelmez gerçek yoksa yaren oluncamı diken olur insanın dilinde
dost işte gerçek olunca yerden yerede vursa ölmüyo acımıyo insan
ama insanın yarenliğinin bir bakışı yetiyor nedense dağları yıkmayı
ne dostun söylediği acı
tutar gönlü ayakta
nede yarin batırdığı diken yeter
yıkılması imkansız mutluluk izlerine
gönül ne isterse onu anlar
onu yaşar
bir an gelir
bir söze can verilir
gün gelir dünyaların yıkılması
gözüne gelmez
doğru sözün üstüne laf edilmez dimi
yalnız söylediğin en doğru şeylerden biride şu çıkmaz
ben oğlumun ismini yusuf koydum
çünkü hayatımda bir yusuf öğrendim
sonra bir yusuf yaşadım
sonra Allah beni taçlandırdı ben kıymetini bilemedim
ve nihai son ben kuyuda yusuf oldum
çıkmak istedim çıkamadım
kalmak istedim kalamadım
öyle küflendim öyle kaybettimki
bir yudum su içecek insanın bile eline vurup korkuttum
sonunda bir mubarek kenan ilinde uçsuz bucaksız bir kuyuda
yusuf oldum yusuf kaldım
bir yusuf değil iki yusufum vardı elini tuttuğum ikisinide
ben bıraktım
belki birgün biri gerçekten yürekten
hem varolma hemde yok olma sebebim olan biri yine uzatır elini
diye bekler dururum
kimbilir ya yusuf olup çıkacağım
parlayacağım  gökyüzünde şimal yıldızı gibi
yada hep yusuf olmaya özenip kalacağım o kuyuda
yusuf vurulur da
kenan bulunmaz
kenanıda bulsalar yusufuda vursalar
insan işte hep bir çıkmazda sevgisizlikten belkide
ozaman bir yusuf olursun birde suyuyla sereflendiğin kenan ilinde bir kuyu

14 haziran 09

KEŞKE O YOLDAN HİÇ YÜRÜMESEYDİK

Keşke o yoldan hiç yürümeseydik sevgilim düşeceğimizi bile bile yada düşünce kaldıracak kadar güçlü kalabilseydik ne yazık ne acı şimdi elimizi uzatacak kadar bile güvenmiyoruz kendimize uccuz bir romanın içinde sıkışıp kalmış kahraman olmaya çalışmaktan öte gidmedi çabamız şimdi bak başı belli sonu belli diye rafa kaldırıldık işte şimdi sana söylüyorum keşke o yoldan hiç yürümeseydik sevgilim...
4 haziran 2009

yıllar sonra( alıntı)

Yıllar sonra salondaki kanepenin üzerinde oturuyorlardı aralarındaki mesafe her kelimede daha da büyüyordu kısa bir suskunluğun ardından baba pencerenin pervazına konan kargaya bakar ve oğluna sorar oğlum bu ne? Adam şaşkınlıkla babasına döner ve aniden gelen bu soruya kısaca cevap verir o bir karga baba der birazdan yaşlı adam sorusunu yineler oğlum bu ne? Genç adam yeniden cevap verir karga dedim ya baba ve yaşlı adam 3.kez aynı soruyu sorar oğlum bu ne? Genç adam sesindeki öfkeyi gizleme gereği duymadan karga dedim ya baba der. Baba 4.kez sorar oğlum bu ne? Genç adam öfkesine engel olamaz ve bağırmaya başlar sabrımı mı sınıyorsun baba kaç defa aynı soruyu soracaksın artık buna dayanamıyorum der ve bu öfke dolu serzenişin ardından yaşlı adam oturduğu kanepeden kalkar yan odadan elinde eski bir defterle geri döner ve güçbela bulduğu sayfayı oğluna okur. Bugün salondaki kanepede oğlumla otururken pencerenin pervazına bir karga kondu ve 3yaşındaki oğlum tam 25 kez bana bu ne? baba diye sordu ve ben 25 kez bu bir karga oğlum dedim kızmak mı hayır bilhassa onun bu soruyu öylesi masum soruşuna cevap vermekten büyük keyif aldım.

2 Mart 2010 Salı

BEN KİMMİYİM?

evet sana kızmadım aslında öyle sesim düşer gibi cümlelerimin rengi gidiyor ve sen bunu farkediyorsunya ozamanlarda bilki ben sana değil kendime kızıyorum sen en doğrusunu soledin belkide ben en doğrusunu senden once nasıl düşünemedim diye kızıyorum kendime kızdığım sen değilsin arladasım kendime kızıyorum ben boleyim işte ben dışımdaki ile içimdekini farklı tutamam beceremem  sonrasında üzülsemde yapamam ama öyle yapmak gerektiriyor hayat değilmi artık olsun napalım bende üzülsemde buzulsemde kızsam darılsamda böylle yasıyorum. en güzeli bu diyede ekliyorum.


HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR! HAYATTA YA TOZU DUMANA KATARSIN, YADA TOZU DUMANI YUTARSIN. SEÇİM SENİN! (Mümin sekman)



evet sana kızmıyorum.
benim sevdiğim seyleri sormuştun nacizane biraz yazmayı seviyorum ama ne diye sorma ben bile adlandırmış değilim öyle noktasız virgülsüz yazıyorum işittiğim tattığım gördüğüm gibi hissettiğim gibi sanırım olmazsa olmazım yazmak okurum çok sık olmasada ama okumayı arastırmayı gezmeyi yani merak ederim hala bu dünyayı vazgecmem cocuk olmaktan koca bir anne olsamda yüzmek için fırsatım olursa ne ala bir su burcuyum en nihayetinde normaldir suyu bu denli sevmem görmem gerek arada da olsa deniz gol dere nebilim kendimi çok severim mesela kendim için bişeyler yapmayı severim ama hep sevdiklerim için biter sonunda

96 dan beri karadenize gidemiyorum hasretim kokusuna karadenizi cok severim insanını cok severim ama nerede yasamak isterdin ölene kadar diye sorsan Antalya biliyorsun ama ille de kale içi ne bilim uzun zaman oldu belkide gidince vazgecerim yasamaktan hep özlemli hasretli ve kavusamadığın iyidir güzeldirya o misal  bu ara fotoğraf cekiyorum bolbol yıllar önce babam cok severdi (canım babam fırsatmı kaldı adama 3 çocuğu adam edeyim derken birde annem 4 eder) sanırım ondan gecen alışkanlıklardan biride bu oda güzel yazar güzel çizer bide cok iyi fotoğraf ceker en cok eski gülhane parkında ve tavuzkuşlarıyla siyah beyaz fotoğrafımız vardır bizim ama hiçbir çocuğun bu kadar fotoğrafı olmadığına emininim bende sardım bu ara inşallah bide profesyonel olarak yapabilirsem süper olacak işte kısaca ben daha cok sey var elbette nerdeydin nerden geldin diye ben sana gideceklerimi ve henüz gitmekte olduklarımı anlattım. bir arada yitip gidenleri anlatırım.
Ha bide hayatımın en güzel rengi ömrümün tek nesesi oğlum yusufefem var benim olan ve dünyada şu ana kadar yaptığım en iyi şey gerisi  boş zaten

Not: bu yazıyı yazarken buldum bu kısa manidar cümleleride ekleyeyim dedim sona cuk oturdu ama kimindir bilmem bir gün rastlarsam sahibini eklerim altına (bana ait değil )

Ben kimmiyim? Duymasını bilene ses...çekmesini bilene nefes... gitmesini bilene hedefim...değerimi bilene sedef...yaşamasını bilene hayat...sevmesini bilene yürek...yüreğini sunmasını bilene kıymet...savaşmasını bilene zaferim...ben yürekliyim yüreğimin karşılığında yürek isterim.....


harika bununla bitmesi çok iii oldu işte ben buyum
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...