4 Nisan 2010 Pazar

GÖZ-KULAK (gözkulak)

kimbilebilirdiki bu içinden gecenler öldürdü seni
yada kimbilebilirdiki bu içimden geçenler öldürecek beni
içindeki ile içimdeki öyle uzak duruyorki bir okadarda yakın
hadi şimdi içimden geceni bilsene hadi beni yine bir kapının önünde bekleyip
o kapıdan gireyim diye 40 defa gel desene
yok deme
40 defa beni cağırıp dileklerin gercek olması yerine senin geldiğini görmek isterim içinde saklı da olsa
kulak bu duymak ister göz bu görmek ister yürek bu sevdiğine göz-kulak olmak ister lakin sadece ister öyle tek başına sadece ister.

1 Nisan 2010 Perşembe

İNSAN BAZEN GÖRMEK İSDEDİĞİNİ GÖRÜR....

Daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına.


Kadın havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket

kurabiye alıp,buldu kendisine oturacak bir yer.

Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında

oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran

paketten birer birer kurabiye aldığını gördü. Ne kadar

görmezden gelse de.

Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini

yerken, gözü saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş

tüketirken kurabiyelerini.

Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de

engelleyemiyordu tik taklar

sinirlenmesini.

Düsünüyordu kendi kendine, "Kibar bir insan olmasaydim,

morartırdım şu adamın gözlerini!"

Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.

Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca "Bakalim şimdi

ne yapacak?" dedi kendi kendine.

Adam, yüzünde hafif asabi bir gülümsemeyle uzandi son

kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.

Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.

Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve

"Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,

Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!" Anımsamıyordu bu kadar

sinirlendiğini hayatında,

Uçağının kalkacağı anons edilince bir iç çekti

rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına,dönüp

bakmadi bile "kurabiye hırsızı" na.

Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna,sonra uzandı,

bitmek üzere olan kitabına.

Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla.

Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye!Çaresizlik

içinde inledi,

"Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;

ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini!"

Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle,

Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı" kendisiydi işte......





Bazen öylesine emin oluyoruz ki kendimizden, kendimiz bile farkına

varamıyoruz, yanlışın kendimizden geldiğine.



" Eğer bir sey anlatılırken birisi anlamıyorsa ne kadar,

anlayışsız olsa da o anlamayan, anlatanda da vardır bir kabahat!.."

demişti muhterem birisi. O zaman bende diyorum ki ayni şekilde ne kadar

problem varsa hayatımızda ve etrafımızda, ne kadar yanlış varsa( mutlaka vardir)

herbirimizin bunda kendine göre bir payı.

Ve ne zamanki birimiz en azından başaracağız yüzde yüz dogru

olmayı,o zaman süpüreceğiz hatalıların da tüm hatalarını ....

Aksi taktirde hep geriye dönüp bakacak hep pismanlik duyacagiz kurabiye

hırsızlari gibi ...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...