12 Aralık 2011 Pazartesi


Mehmet Tokat / Beni Kaybediyorsun

Anlamı kalmadı artık sensizliğin
Sana adadığım hüzün kokan gecelerin.
Varlığını hissetiğim gündüzlerin
Önemi yok artık,dakikaların saatlerin


Beni kaybediyorsun gün be gün Damla dala


Anlamı kalmadı artık renklerin Maviyi,yeşili az bilsin,
kulagin sagir. Kör olmuşsa yüreğin
varsin aksin cesmedeki su gibi zaman
Anahtarı kaybolmuş menteşesi çıkmıssa bu sevdanin




Beni kaybediyorsun günbe gün, damla...damla....


Seninle güseldi, akşam sefası Seher vakti gün ortası
Şimdi bir yerlere gizlendi sabah güneşi
Artik Sigaramın tadı kaçrı,şarabımın neşesi


Beni kaybediyorsun duman duman yudum yudum
Anlamı kalmadı konuşmanın Artık susmak lazım
Gereği yok şarkı söylemenin,şiir yazmanın
Özlem çekerek efkar dağıtmanın


Beni kaybediyorsun satır satır
Artık zamanı geldi kapıları kırmanın
Pencereleri açıp güneşi içeri almanın


Anahtarı kaybolmuşsa,menteşesi çıkmışsa bu sevdanın
Varsın aksın çeşmedeki su gibi zaman
Beni kaybediyorsun günbe gün, damla...damla....

çok güzel bir şiirmiş gerçekten ama ben son iki saattir şiirin bestelenmiş haline mest bir halde dinliyorum. Sanki günlerdir bu şarkıya ihtiyacım varmış gibi takıldım öyle bazen birisine birilerine hatta yaşadığın o güzelim hayata bile bu cümleyi kurmak istersin ''beni kaybediyorsun damla damla,  beni kaybediyorsun parça parça'' kime nasıl dersin bilmem ama en acıtanı bunu çok sevdiğine söylemek olsa gerek en can yakanı bu şimdi oturacaksın ve en değerlinin senden parça parça kendini koparışını izleyeceksin bir film gibi sonra sonrası yok işte insan hep bundan korkmazmı en azından benim için öyle gerçekten belki giden gider benden yada o gittiğini sanır da bende bitmedikten sonra o gitmiş gitmemiş ne önemi vardır ama birde öyle bitiş vardır ki her gün ertelersin olmasın diye çocukluğunda ki gibi gözlerini sımsıkı kaparsın yeter ki bitmesin sende diye tükenmesin diye çünkü o öyle güzeldir ve öyle güzel kalmasını dilersin ama nafile bitecektir daha doğrusu o ne yaparsa yapsın senden kaybolacaktır çünkü emir, buyruk, hüküm, ceza her ne dersen de o karar verilmiştir bir defa gönlün de ve bu uygulanacaktır ve sen acıya, acıya kanaya, kanaya bu karara boyun eğersin ve ne kadar bağırsan da sessizliğin içinde küçücük kalır çığlıkların o zaman anlarsın ki sen ne yaparsan yap nereye gidersen git ne kadar seversen sev ne kadar istersen iste artık bitmiştir. O zaman ki öyle daralır o zaman ki hiç geçmek bilmez öylece kalır avuçlarında ve sen artık gitmek zorundasındır o gönülden o saraydan istemeye
istemeye........



http://www.dailymotion.com/video/xhj2wb_mehmet-tokat-gulay-beni-kaybediyorsun-2011-by-aluxton_music


  

23 Kasım 2011 Çarşamba

birikmiş bir sürü çakıl taşı var kirpik diplerim de batıyor gözlerimin ferine ama

Uykumu iteliyordum hadi gel gidelim diye oda beni elbette sonra o türkü takıldı tamda sırasıydı sanki bunca yorgun bunca hasta ve bunca acırken belkide tamda yerine oturdu kim bilir

''tabip sen elleme benim yaramı,
beni bu hallere koyanı getir,
kabul etmem bir gün eksik olursa,
benden bu ömrümü çalanı getir,
get ara bul getir saçlarını yol getir.
http://www.izlesene.com/video/kuzey-saclarini-yol-getir/5094551

öyle işte insan bazen öyle bir hayatın içine düşüyormuş ki başıma gelmez dediğini bir bir yaşıyormuş hani böyle üstüne çekiyorsun diyorlar ya yok oda değil bence olan biten şu ki bu dünyada söylediklerini görmeden ölmüyorsun öyle bir hayat ki bu içinde olmak istemediğin her şeyin tamda ortasında buluyorsun kendini sağa gidiyorsun yok sola gidiyorsun yokluk aşağı ve yukarıyı hiç sorma orası zaten bombok niye böyle oluyor bilmiyorum ama bir ömür bu kadar kolay heba ediliyor işte seviyorsun seviliyorsun bir dolu sonra bir gün bir bakıyorsun pufffffff peki tabip ne yapmak gerek nereden zıplamalı yada atlamalı da bu dünyada bizde dibe vursak da yukarı çıkmak içindi diyelim nereden başlasak neresinden tutsak bu hayat elimizde kalıyor artık hiç ses yok nabzımda beynim bedenime hükmetmiyor kalbim acıdan nefes alamıyor birikmiş bir sürü çakıl taşı var kirpik diplerim de batıyor gözlerimin ferine ama ne çıkarmak nede çıkaracak bir merhamet istediğim yok böyle bir değneğin yokmu senin kardeş uzatsan oradan üzerimize acımız bitmese de bir nefes alsak artık şu ahir ömrümüzde

artık hiç ses yok nabzımda
beynim bedenime hükmetmiyor
kalbim acıdan nefes alamıyor
birikmiş bir sürü çakıl taşı var kirpik diplerim de
batıyor gözlerimin ferine ama
ne çıkarmak nede çıkaracak bir merhamet istediğim yok
nedir can senin istediğin
yaşadığın önünde yaşamadığın ardında
nedir bu can canıma kastın
bu beden seninmiki eziyet eylersin
bu göz seninmiki ferini silersin
bu yürek seninmiki sesini kesersin
nedir can senin beklediğin
can cana yaşarsın
emanete ihanet edilmez bu canı ezersin
her düşüşe ses etmezsin
kaldıracak canmı var ki
ömrünü heba eylersin







21 Eylül 2011 Çarşamba

22.09.2002

bugün herhangi bir gün aslında bir kadın yada bir adam için
bugün her hangi bir zaman aslında senin için benim için
tarihte bugün sana aşık olmadım mesela ben
seni bugün sevmedim ben
gözlerinin içinde ki mum ışığında bugün yakmadım mesela gönlümün kandilini
yada bugün işte o gün dediğim gün değil
heyecanlandığım çocuklar gibi olduğum
bugün on dört şubat değil mesela bizim için kıymeti paha biçilmez
yada doğum günün hiç değil iyi ki seni annen doğurmuş iyi ki benim hayatımda varsın dediğim
aslında bugüne yüklediğim ne çok şey olduğunu öğrendiğim gün bugün
bugün hep iteleyip kakaladığımız
ilkleri hiç unutulmayacak bir yemek ile kutlanıp
sonrasında rutine bağlanmış bir biçimde hatırlanan o gün işte
Aşk dediğin duygunun elini tutup hiç bırakmamak üzere ona tutunmak ve onunla nefes alıp onunla vermek mesela
aynı kapı kilidinin anahtarını taşımak
yada bir zilin üzerine ikimizin adını yazmak sonra aynı sofrada yemek yiyebilmek en sevdiklerimiz ve en çokta baş başa
Aynı mutfakta yemek yapmak birbirinin ayağına dolanarak yada bir tas çorba pişirmek hastalıkta yada sağlıkta aynı banyoda arınabilmek yada salonunda o evin pineklemek  balkonunda çay içmek
Aynı yatakta  geceye gözünü kapayıp  sabaha açabilmek ve her sabah aynı pencereden bakabilmek şu yükü ağır dünyaya
Kavga etmek mesela  ve her kavgadan sonra  yanına kıvrılıp yatabilmek en kızgın anda bile
Aç olduğunda yada çok çalıştığında sensiz uyuyamamak
Kötü bir gün geçirdiğimde sana sarılmak her şeye rağmen ne yaşar(sam)sak bir kere daha düşünmek
bir evin kapısını terk etmek için vurup çıkarken ve  bir küçük kedi gibi geri gelebilmek bu tarih
hiç utanmadan ağlamayı ve gülmeyi kahkahalarla terk edilmeyi terk etmeyi
Pazara markete gitmeyi evden neredeyse günlerce çıkmamayı
açlığı bazen susuzluğu gururu umudu beklemeyi (kıskanmayı hemde çok fazla) en çokta sana evet derken hayatım için kendim için hayır demeyi öğrendiğim
seninle yaşamaya ve seninle yaşlanmaya evet dediğim gün bugün bana sonsuz yeminini verdiğin  hiç şüphesiz heyecandan öldüğümüz önce arkadaşın sonra sevgilin sonra eşin ve zaman zaman annen olduğum ve en sonunda da o muhteşem duyguyu o muhteşem mucizelerimizi yaşamak için en büyük adımı attığımız anne olmayı öğrendiğim baba olmayı öğrendiğin ve bütün bunların yaşanabilmesi için sana evet dediğim gün bugün............. 22.09.2002-22.09.2011

29 Haziran 2011 Çarşamba

BİRLİKTE ÖLMESEK

Resim yazısı ekle
Bir ilkbahar günü olsun yine tutup elimden beni götür önce gözlerini gördüğüm yere bir kahve içeriz döktürüp iki satır masaların üzerine bırakırız. sonra Halide Edip Adıvar lisesinin önünde ben senin şiirlerine mahkum sen bu kez beni izlersin bir yerlerden bir otobüs ile Aksaraya gideriz belki kuşlar geri dönmüştür o lokantaya ne dersin kim bilir bizim biçare aşkımızın da şansı döner diye ve nihayet o defter çıkar ortaya o ilk resimlerimizin olduğu ve her satırında aşkımızı ilan ettiğimiz o şiirlerle dolu sonra yeraltı çarşısında gezip sevdiğimiz ama paramızın yetipte alamadığımız aslında çakma ama orginal olduğuna inandığımız parfümler den alırız birer şişe sonra metroya bineriz yine ve sen beni çekersin kendine düşmek bahanesiyle ve ben ellerimi o çok sevdiğin ellerimi kalbinin üzerine koyarım sessizce bir melodidir bitmek bilmez kulaklarımdan silinmez kalbinin ritmi kulaklarımdan son olarak o kitabı verirsin Leo Buscalio SEVGİ geçende konsolun üzerine bıraktığın dan biraz farklı avuçlarıma bırakırsın sonra gitme vaktidir sen için ben için ise kalma vakti ilk ama son olmayacak çok uzun sürmez bu ayrılık amacıdır ki bizi sonsuza dek buluşturmak şimdi elimden tutsan yine buluşsak bir otobüs terminalin de uzun uzun öpüşsek yine ve o öpüşki mührünü tazelese ve yürüsek uzun uzun o sahil senin bu sahil benim bakırköyden girsek yenikapıdan çıksak ve nihayet gün bitse yalanlar söylesek bir sürü eşe dosta ve o ilk gerçek randevu yine aynı saatte ve aynı yerde hatta aynı masada olsak bugün de acaba gelirmiydi o dalgalarda bizim kıyımıza tekrardan kıçımız acıtsa oturmaktan dolmabahçe sarayının mutluluk yada mutsuzluktan yükü ağır demir sandalyelerinde ve ellerimizi hiç ayırmasak o gün gibi sımsıkı sanki bıraksak ağlayacaklar gibi.. ve yakalansak eşe dosta dilimiz dolansa en masum halimizle açıklayacak cümleler yerin dibine girse ama biz hiç utanmasak yalan söylediğimize hiç pişman olmasak bunca yıl sonra yine aynı yalanı söylediğimize ve bir veda gecesi daha ayırıp götürse seni ben öyle biçare saatler sürse telefonlarımız hatta başında uyuya kalsak annemiz babamızla kavgaya tutuşsak faturalar kol misali diye ama biz hiç utanmasak sevmekten ve aylar sürse dönüşün özlemden kavrulsak ama hiç vazgeçmesek seni seviyorum demekten sonra kavuşsak her şeye rağmen akdeniz olsak masmavi tuzlu gözyaşımızla sonra biraz karadeniz elma tadında ve en cokta kuru ayazında iç anadolunun sürüklenip sürüklenip bir güzel şehir İstanbul olsak birbirimizde ve yaşlanmak için söz versek söz versekte o gün birde keşke bu güzelliklerle birlikte ölmesek.........

15 Şubat 2011 Salı

öldüm ben gömezden gelme!

Keşke gerçekten varol masaydım evet ismim belki yada cismim hala dolanmakta bu evin koridorlarında kim bilir seninde o boş ve yalnızlıktan duvarları çınlayan kalbimin koridorlarında bir cismim var elbette yadsımıyorum lakin ruhu yok duygusu yok can acıtıyorsun mesela ama ağlamıyorum artık belki bir türk filminde kim bilir zengin çocuk fakir kızın ayrılığına daha çok gözyaşı döküyorum ama senin için ağlamıyorum bir karın var elbette iki çocuğun elbette hatta çok mutlu anlar yaşayabileceğin herkesin hayalini kurabileceği kadarda güzel bir evin var ama içinde suretler dolaşıyor sadece hiç gülmeyen suretler evet evlilik cüzdanımızda varım mesela tüm resmi evraklarda da geçiyor adım hala kaydımı sildirmemişsin öldü diye nüfus müdürlüğünden ama artık görmen lazım ben aslında yokum sevgilim hiç olmayacağım bundan sonra çünkü ben  çok uzun zaman önce öldüm sen benim mezarımı kalbine yapmadığın için bir türlü benim öldüğümü kabul etmedin nebilim belkide gercek bir mezar taşı aradı gözlerin ne yazılabilirse doğum tarihi 00.00.00 ölüm tarihi belirsiz ama  yalnızca sensin bunu kabul etmeyen bak hayatın gercek yanına o zaman göreceksin evet ben anneyim ve Rabbimin bana biçtiği ömrün sonuna değin evletlarım için bir nefesim sonra bir evladım hatamla günahımla ve yine anneme babama en yakın nefesim sonra ablayım birde iki küçük kardeşe onlar içinde bir nefesim görsünler yada görmesinler inkar etselerde bu gercek değişmez ama sana değilim sevdiğim ben sana ne kanımla nede canımla bir bağda değildim lakin en kuvvetli gönül bağımdın sen  kimsenin ne canı nede kanı ile yapamayacağı bir bağdır bu öyle sen istedimi olmaz sen söyledinmi çağırdınmı gelmez geldimi bir kez gelipde bir daha kolaya kolay gitmez sen istemedikçe kim kurabilirki zoraki durumlar dışında böyle bir bağı  lakin acıta acıta kanata kanata kopardık sende bende böylesi sağlam böylesi kurulması güç bir bağı sen bir yandan ben bir yandan çeke çeke uzata uzata kopardık öyle sancılı öyle uzun sürdüki biz bile koptuğuna inanamadık şimdi biz diye bir gönül bağı yok artık şimdi sen var ve o senin çokça güzel sevdiğin var şimdi ben var ve o benim çokça güzel sevdiğim var.. Hayat artık bundan ibaret....

14 Şubat 2011 Pazartesi

14 bahar geçmiş

14 bahar geçti tam on dört bahar seni gördüğüm seni sevdiğim o günün üstünden tam on dört bahar tam tamına on dört koca yıl bitmek bilmez geçmesi tahammül edilmez dile geldi mi tam on dört bahar kim derdi ki on dört bahar önce tam da bugünün tarihin de gözlerime hayran kalan büyüme kapılan rüyamın bile hayalini kuran bu adam seni böyle seven adam on dört bahar sonra seni böyle terk eyleyecek ne acı on dört bahar ne tatlı on dört bahar her güzel şeyin sonun olurmuş yalnızca sen değil elbette ben de yani biz de herkes gibiyiz artık renksiz  sessiz bir duvar oysa ne çok ses  ne çok renk taşırdık biz üzerimizde gecen  de duymuştum senden aşk bebeği diye biz aşkı bebeklerimize yüklemişiz (uploade) etmişiz görünmez bir bağla  şimdi on dört bahar sonra içimde senden  benden emanet bir can  daha ötesi varmı yok diğer yan da kollarıma sarılan annem diyen ilk canımla kalbinde can kırıkları gözlerimde söz yaşlarım ben on dört bahar öncesinden  daha yalnız daha ıssız daha kimsesiz bunca insan ve bunca sesin arasın da....
on dört bahar sonra da biz diyebilseydik bunca zaman sonra tam da bugun göz bebeklerimiz birbirinde kaybolurken ellerimiz sevişseydi  hasretten keşke oysa öyle zaman oldu ki gözlerin bana aşkla değil sevecen bile bakmayalı öyle uzun zaman oldu ki ellerin ellerimi acıtmadan sevemeyeli hele saçlarım on dört bahar sonra keşke acımasaydı bu kadar keskin olmasaydı sana baktığım pencerenin camları ben ve yüreğim ne yazık vazgeçemedik her bahar seni yad etmeyi şimdi içim de bunca sevgi ve nefretle savaşırken kimin galip geleceği belirsiz ben kutluyorum bu baharı ben sensiz sen bensiz bilmiyorum bu kadar yakın ama bu kadar uzaklığa bu kadar sevgisizliğe ne kadar dayanırız  bilmiyorum bunca baharı bunca acıyı senin yüzüne  bakarak seni görerek nasıl anlatırım bizim için on dört bahar önce kavuşmak hayalken şimdi bir arada nefes almak kabus oldu. ben sana on dört bahar önce bu şehrin sınırları için de çok büyük bir aşkla sarıldım sandım ki düşsem kalsam çamura da batsam en çirkin yüzümden en güzel yüzüme kadar bana dayanacak beni yaşamaktan vazgeçmeyen bir aşk buldum öyle sarıldım sana öyle sarılmaktan vazgeçmedim bunca yıkmana bunca yıkıma rağmen içim yüreğim canım hiç vazgeçmedi bu yürek seni sevmekten ama yalnızca seni sevmekten on dört değil yüz on dört bahar geçse de nafile itiraf ediyorum ki hiçte vazgeçmeyecek seni sevmekten lakin seninle yaşayamaz da bu beden sana tekrar dokunmayacak senin gözlerine bakamayacak senin gururla ellerinden tutup meydan okumayacak çünkü bu bahar vazgeçtim beni sevmeni beklemekten ve hayal etmekten, ben nefes alayım yeter  nasılsa yaşarım diyen bir kadın olamadım.

12 Şubat 2011 Cumartesi

kandiller yaktı gözlerin gönlümde

kandiller yaktı gözlerin gönlümde
kandiller rengarenk ışıkları gözlerinde
en çokta yeşil ve  mavi
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
dönüp dönüp bakasım geldi
yar oldun sen bastığım her yerde
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
uzun gecelerde ışıksız kalmayayım diye
yolumu hep doğru bulayım diye
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
yarim oldu ışığı geceme günüme
eksik kalmayayım diye hasretinde
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
sensiz nefes bile alamam
sensiz ölemem ne çare
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
ruh ile beden derin bir uykuda
nasıl geçti bilmem bunca sene
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
sen benden habersiz belki de
ellerim kalbinin üzerine yürüdüğünde
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
dostu düşmanı görsem ne
hayatı eskiteyim yeter senle
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
uzun uzun yollarını bekliyeyim
senden hiç vazgeçmeyeyim
seni hep seveyim diye
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
en soğuk gecede bile
beni ısıtır üşümem  sensizlikte
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
ben senin telli duvaklı gelinin
sen benim cesur güveyim olasın diye
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
bu aşk sonsuz olsun hiç bitmesin
yanından yanımdan bir an ayrılmaz bilmem niye
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
umutsuz bir çölde
bir cana can vermek üzre
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
kandiller mavi yeşil hiç sönmeyecek gibi
sonra bir kandil yıktı gözlerin gönlümde
rengini, sesini, sözünü, yeminini sildi
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
hiç ama hiç sönmeyecek gibi
olamadı da kimse sönmesinin sebebi
kandiller yaktı gözlerin gönlümde
şimdi çok uzak bir yerlerde
ve  kandiller yaktı  gözlerin gönlümde
külleri savrulmuş evrenin her yerine
aşk bugün neylesin külleri
seven yoksa sevdiğinin gönlünde
öyle  kandiller yaktı gözlerin gönlümde
son bir daha hiç kimseyi sevmeyeyim diye......
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...